deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2018 Perşembe

Sevgiler Müzeyyen

( 'Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku' filminden hislenimler, çağrışımlar, filmden ithal edilmiş cümleler üzerine yazılmış doğaçlamalar yazısı. )


 Kadın!?
"Kadın dediğin hiç konuşmasın abi.... Kafa şişirmesin.... Hesap sormasın.... " Nefes alsın yeter!

Bir an Cihangir'deki cafede oturan o 'Kadın'ın yerinde hayal ettim kendimi, arkadan sırtı açık ipli elbisesinin üzerinden uzun saçları büklüm büklüm dağılmış. bahar gibi, yumuşak ve esintili... Bende öyle bir kılığa bürünmüş olabilirdim diye düşündüm istemsiz. Ben o 'Kadın' olabilir miyim? "Belki bir gün bende yaparım, herşeyi bırakıp giderim" Ben senin herşeyi bırakıp gitme ihtimali... Ah Müzeyyen! 

Şimdilerde kimse çocuklarına Müzeyyen yada Münir gibi isimler vermiyor. Bu ilişki işlerinin tatili yok ama ben kendimi bildim bileli tatilde gibiyim. "Müzeyyen seni suya götürür susuz getirir" diye midir nedir? Oysa çok güzel bir anlamı var, süslenmiş, bezenmiş. Müzeyyen süslü güzel bakımlı tamda kadına verilecek isim. Ben öyle değilim mesela, adamın üstüne çıkıp bütün işi tek başına halleden pratik kadınlardan. Beklerim ben, hep beklerim. 
Kadınım Ben, Kapuska Değilim!
Kapuska Değilim Ben, Kadınım Ka. 
İncecik cıpcılız olmak istiyorum. Ondan hep bekliyorum....... doğal bir biçimde....... beğenilmeye alışkın olmak gibi şeyleri bekliyorum.......  
Kendi saçlarını kesen o azınlığa dahilim, bilinsin.
Müzeyyen adamı öperken öpmüyorda bıyıklarını yiyip tüketiyor sanki günlük bir öğün gibi. 
Bütün adamların hayali terlikleriyle gidip Müzeyyenlere yerleşmek ama eninde sonunda tüm Müzeyyenler teknesi olan yada sırt çantasını takıp gezen adamlarla birlikte ufuk çizgisinde kaybolup giderler. 
Sürekli bir takım yollar üzerinde yürüdüğümüzü zannederiz bir garip yolcu misali bu hayat yolunda, oysa yol diye yalnızca kendi gölgelerimizi arşınlar dururuz.... Sonrada ışığa koşan kara sinek gibi çıt diye çıtlayıveririz bir yerlerde... Hayat.
Evde dolabın üzerine not yazıp bıraksam kimsenin orada bırakılmış bir not olduğu aklına gelmez, adetimiz değil. "Böyle buyurdu Müzeyyen." 

Yazar dediğin hep uykusuz gecelerin ardından şişmiş morarmış gözlerle derin derin kaybolmuşcasına yazan kişi midir? Bunun sabah 10 akşam 5 mesaili yazanı yok mudur? Hep bir uykusuzluk, derbederlik, kaybolmuşluk öyle mi?!... Düz ve sığ bir tembellik halinin yazarlığa bürünmüş hali gibi yani. Geceleri zihninin derinliklerine uykusuzluğa dolanmış yaratıcılık şırınga eden bir bağımlı gibi! 

Bir adamın karşısına hayatına yerleşebileceği kaç tane Müzeyyen çıkar ki hayatında?! Kelebek misali bir Müzeyyenden başka bir Müzeyyene uçar gibi.... "Sanki hiç gitmemiş hep var gibi... Bir sırrı herkesten saklar gibi...."  
Öyle sırtı açık elbisemle sırtımı dönüp apaçık yürüyüp gitmek istiyorum. Kelimeler havada asılı kalmış şekilde ve üzerimde kırılacak gibi cıpcılız bir incelikle... sonra... 
sonra... 
sonra.... 
Hayatta hep en sevdiği kadınlar için ağlar Müzeyyenler.
sonra...
Çiçeklerin kokusu
Dalgaların şarkısı
Rüzgarın fısıltısı

"Bazen sadece bir çıt sesi duyarsın bu sesi duyduğun zamanda gitmen gerekir. Bazen bir eşyadan gelir. bazen üçüncü bir şahıstan."

Sevgiler. Müzeyyen.


14 Ekim 2012 Pazar

Pınar'a mektup


Pınar anne nasılsın? Sana yazmayı düşünüyordum bir süredir bugün attığın kısa mesaj beni harekete geçirdi, Cep telefonumun tuşları beni sinir ediyor o nedenle mesaj atmak zor geliyor. Bir süredir hayatımda yenilikler değişiklikler olsun diye yıllardır içinde yaşadığım bu odada değişiklikler yaparak yenilikleri hayatıma çağırmaya karar verdim. İlk iş temizlik, birikmiş bir gün lazım olur diye yada anısı olduğu için kolilere tıkılmış milyonlarca yazı çizi ıvır zıvır, çocukluk günlüklerim, kataloglar, dergiler vs vs vs... O kadar çok şey  biriktirmişim ki Pınar inanamadım kendime. Bu küçücük odada tıklım tıkış yaşamışım yıllarca. Koli koli çöp ve kağıt attım! 5-6 koli sağa sola maket malzemesi ve kitap vs gibi şeyler dağıttım. 


Eski notlarımı yazılarımı karıştırırken, elime konuşmalarımızın notları geçti; üniversite yıllarımızda gece boyu yazdığımız kısa mesajları not etmişim. Okudum tekrar şöyle bir...Ne romantik şeyler yazmışız, yaratıcı şeyler  de var ve işte iki çocuk yüreğin dostça çırpınışları, çokça gülümsedim. Şimdiki zamanımdan bakınca gereksiz  ve bizlere hiç bir anlam ifade etmeyen bir takım isimlerde geçiyor yazılarda. Kendimizi boşuna üzmüşüz be Pınar.

İnsanları ve olayları çok fazla, aşırı, gereğinden fazla önemsemişim. Uzun yıllar büyümeyi istemeyişimin çocukça çırpınışlarıymış hepsi. Şimdi iyi ki büyümüşüm diyorum, şimdiki beni seviyorum. Geçmişin yüklerinden kurtulmaya karar vermiştim, eski yazıları da attım. Zaten güzel olan şeyleri hatırlıyorum ya, belgesine gerek yok artık ................................................................................................................................. adı bile kalmamış... Velhasıl dostluklarımız gerçek gerisi yalan, yaşanan herşey hayal olmaya mahkum o nedenle ben sadece şimdiyi yaşıyorum ve şimdiyi hayal ediyorum.

........bugünlerde............................? Bir iki yıldır,.......................................................,
daha çok okuma araştırma öğrenme eylemleri ......................................... 
.................................................. hayata geçirmeye başladım ve  ...........................................
Henüz ............................................................................................... yapamayacağım,
........................................dediğim anda bir şey çıktı hep karşıma,........................................
............yine yeni bir  .......................................... bana .......................................................................
son........................................................................................bir haftadır.........................Yavaş
yavaş.............................................................................................................................konuşuyoruz
......................umudu..........................................................................................................
.....................................................Akışa bıraktım işte kendimi 
...............................................diyorum........................................................
.........................................,.......................................................çekiştirmesi gerek, aksi halde
........................................ ..................................
Sana kalbimden  temiz bir yaprak gönderiyorum Pınar...

...Sevgiyle öpüyorum.

......


17 Eylül 2012 Pazartesi

rastgele




Gözlerimi kapadım ve kütüphanemin rafları arasında ellerimi gezdirerek ne olduğunu bilmeden rastgele bir kitap seçtim, rastgele bir sayfa açtım, rastgele bir noktaya parmağımı koydum.

"...İstanbul'luluğun ötesinde Kadıköy'lülük diye bir şey vardır, ve Kadıköy az çok taşra koksa da, nasıl oluyor bilmem, Kadıköy'lüler avrupalı kokarlar..."

                        Denizli Pencere (Afşar Timuçin) Sayfa:77
                        Basım yılı; doğduğum yıl.







18 Temmuz 2012 Çarşamba

İstanbul, ben, beni, bana dair


İstanbul, yazı çizi ile uğraşan her insanın kaleminin ucuna konmuştur. Her ne şekilde olursa olsun illede kendinden bahsettirir. Bende bir vakitler kendimce O'nun hakkında şiirler karalamıştım. Denemelerimden iki eski yaprak...



İstanbul                                        
Benim şehrim sensin
Kürkçü dükkanım sen
Sevgilim sen.

Işıklarına hayran olduğum
Seyretmeyi sevdiğim şehir sensin.
Benim varlığımı duyuyor musun?
Kaç Zeynep arşınlıyor
Sokaklarını, caddelerini…

Denizini kaç seven göz seyrediyor
Kaç genç kız yüreği çarpıyor
Kaç sevda büyüyor üzerinde
Kaç gözyaşı besliyor sularını
Kışlarında kaç çocuk titriyor!

Haberin yok!..

2005







İSTANBUL

En kötü kokular arasında
Hala masum pırıltılara sahip
Bir çocuk
İstanbul

Mevsimsiz rüzgarların
Çamurlu kırlarını okşadığı
Sonbahar yaprakları serçelerinin
Dal dal cıvıldadığı

Bütün gün yağmurlarında
Gezdiğim, koştuğum,
Yol kenarı sularıyla
Cıp cıp oynadığım şehir
İstanbul

Burnu büyük semtlerinde
Yırtık çizmelerimin toz attığı
Selpakçı çocukları
El ele sahil aşıkları
Cici kafeleriyle
Masalım İstanbul

Viraneleri
Sarhoşları
Evsizleri ile
Acıdığım İstanbul!

Bozacıların
Binalar arasında
Bir başka yankılanan sesiyle
Buruk gecelerim İstanbul

Karanlıklarında ümitleri
Aydınlıklarında üniversitelileri
Kaldırımlarında
İşsizliğim İstanbul!

Aşk
Ayrılık
İmkansızlık
Vazgeçilmezimsin İstanbul.

1999 

( bu yazdığımı şimdi beğenmiyorum ama yazmışım işte be yaaa, duygusu güzel )