on8 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
on8 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2012 Perşembe

Baba! beni on8'e gönder



Fonda Nil müziği çalıyor; "ben daha onsekizim ya hepsi yada hiçbiriyim." "Kızımmm" diye seslendi annem, "kak hazırlan hadi misafirler gelecek." Oğff bu sıcakta misafir mi olurmuş! Otobüs çok kalabalık, havasız ve sıcak, sonunda otobüs ahalisinden sıyrılarak boşalan bir yere oturabildim. Otururken kazara göz göze geldiğim yanımda ki yaşlı bayana belli belirsiz tebessüm ettim. "Ah çok sıcak yavrum, ben emekliyim de" dedi, iştahla ağzını şapırdatarak. İneceğim durağa daha onsekiz durak var diye düşünerek tebessümümü daha belirsiz hale getirdim, "sende mi öğrencisin kızım" dedi. "Yoksa sizde mi?" dedim , ineceğim durağa biran önce ulaşmayı dileyerek onsekizden geriye saymaya başlamıştım, "yok ben on8 emeklisiyim yavrumm, bir oğlum bir kızım var, ikiside çok güzel insanlardır sizden güzel olmasınh" dedi gururla kıvrılarak, "kızım Sekiz üniversiteyi henüz, daha şimdi kazandı, tamda mühendis oğlum "On"un yeni işini kutluyorduk ikisi üst üste gelince çok mutlu olduk" diye anlatmaya başladı kondura kondura, "ah şimdiki gençler çok şanslı bizim zamanımızda okula gitmek bile bir mucizeyken şimdi öylemi, her imkan önlerine onsekizer onsekizer sunuluyor, yeter ki okusunnlar, vatana millete faydalı olsunlarr, evlerini yuvalarını kursunlarr diye asansörlü yeni sitemizin onsekizinci katında dairelerini bile şimmdiden hazır ettik tek onlar sadece istikballerini düşünsünler," derince bir nefes aldıktan sonra " ahhh, biz kökleri taa onsekizinci yüzyıla dayanan çok eski bir aileyizdir yavrumm, misal bende beyimde onsekizer kardeşiz ama hepimiz okuduk, ailelerimiz yüksek eğitime çok önem verirdi, babamcıım inatla her birimizin en az onsekizer yıl okumamıza çokk özen göstermişti, daima bizlere kol kanat germişlerdi, büyüklerimizden böyle gördük yavrumm, evlatlarımızda bizim izimizden gidiyor kızımda şimdi onsekiz yaşında falan filan feşmekan onsekiz de onsekiz..."  Sanki içine düştüğüm bu dev saç kutunun hacmi ağır ağır daralıyordu, sabret dedim kendime bugün vermen gereken sınav bu, küçüklerine sevgili büyüklerine sabırlı davranmak, teyzem çalıştır tuşunda takılı kalmıştı tam onsekiz dakikadır durmaksızın konuşuyordu, O gelmişini geçmişini azimle bana aktarmaya uğraşırken belki susar diye umut ederek çantamdan bir süredir ON8 Kitap sitesinden takip edip aldığım yeni kitabım 'Tam On8'lik'i çıkardım. Kitabın tüm geliri daha onsekiz olmamış yetenekli yeni yetmelerin yetiştirileceği bir yazarlık okuluna bağışlanacakmış.
Özellikle kitabın kapak tasarımıyla çok ilgilenmiştim. Kitabı incelemeye başlamadan önce kaç durak kaldı diye bakmak için başımı yukarı kaldırmıştım ki "...ahhh" dedi, "kitap okuyan gençleri görünce o kadar hoşuma gidiyor ki..." son beş durak kaldı, kitabı okumaktan umudu kestim bâri okuyor gibi görüneyim, "On'da kitabı hiç elinden düşürmez, çoğu zaman sabahlara kadar okur, onsekiz kütüphane dolusu kitap okudu desem yeridir, evimizdeki kitapların bazıları taa benim onsekizli yaşlarımdan kalma, sırf bu kitaplar için kütüphanemize onsekizinci rafı ekletmek zorunda kaldık, olsun olsun diymi yavrumm, ah lafa daldık ineceğimiz durağı kaçırmayalım..." Biz derken ?! Biz ayrı dünyaların insanlarıyız teyzee niye aynı durakta iniyoruz dememe kalmadı "hah" dedi "bir durak sonra iniyormuşuz." muşuz? Onsekiz durağında ineceek vaar diye bağırmasam şöför durmayı unutacaktı, durağa yanaşırken otobüsün içinden babamın beni beklemekte olduğunu gördüm, inerken hiç âdeti olmadığı halde kollarını bana doğru açarak geldiğini görünce, acaba bilmediğim güzel birşeyler mi oldu diye düşünürken beni es geçip otobüsten benimle birlikte inen çok konuşkan teyzeye kendine özgü heyecanlı vaveylasıyla "onsekiz teyzee" diyerek sarıldı, ardından uzun boylu tıfıl bir adamla birlikte bize yanaştı, "baba siz tanışıyor musunuz" diye sordum,"kızım sana anlattığım onsekiz teyzen bu" dedi, hadi ya ne zaman bahsetmişti ki? "Oh bu hanım kız senin miydiiiii" dedi koca pörtlek gözlerini bana doğru yuvarlayarak, indiğimiz esnada içine biraz nefes çekebilmiş olacak ki aynı aralıksız heyecanla konuşmasını sürdürdü, "ahhh kızım daha baban onsekiz aylıkken benim elime verdiler O'nu, sende Sekiz annene benziyorsun, aslında görür görmez anlamalıydım, bu da benim mühendis oğlum On" diye arkada ki tıfılı gösterdi...Tıfıl suratını kaplayan kara kalın dudaklarını sıkıca büzerek bana "merhaba, ben O'yum" dedi, bunu söylerken dişleri âdeta bana doğru şapkadan çıkan tavşan gibi fırlayıverdikten sonra çarçabuk ortalıktan yok oldular. Hönk!, kim bu ilginç adam hiç on8'e benzemiyor!  "Sekizcim" dedi babam "üniversiteden mezun olalı onsekiz ay oldu yaptığın işlerin onundan sekizinin yeteneklerinle alakası yok, hâla eğitimine uygun helalinden bir iş bulamadın, On yüksek mühendis, hem onsekizinci katta çalışıyor hemde işyeri bizim onsekize çok yakın, görünen o ki sen bu Sekiz halinle bir halt edemeyeceksin, On'da sekizi çok iyi bilen birini arıyor, birlikte çalışırsanız ikiniz onsekiz eder güzel bir takım olursunuz?" Hayır bu O değil ki!!! Beynime güneş geçtiğine  hükmettim, onsekiz dakkadır babam ve ilk defa gördüğüm bu insanlar tarafından bana garip garip şeyler söyleniyordu, panik panik panikleme dedim, içinden sakince onsekize kadar sayyy..."Ben" dedim, "ben, belki bugüne kadar bir onsekiz olamamışsamda, küçük harflerin toy çalışkanlıklarında onsekizlerce basamak atladım, bana onsekiz yıllardır hayat üç yuvarlak bir yarım daireden ibaret demişlerdi oysa ben her hamlede bir onsekiz yuvarlağından başka bir onsekiz yuvarlağına koşturdum durdum, bir türlü onsekizi tamam edemediysemde vazgeçmedim, üşenmedim, taşlarımı buhranlarımın gölgesinde çizdiğim onsekiz kutucuklu seksekler üzerinde ustalıkla sektirdim, tüm hobilerim onsekiz haneli derken, tamda başka bir on8 rüyası görüyorken, şimdi tamda o rüyanın içindeyken sizde nerden çıktınız beeeh gulyabanilerr! dedim, Tıfıl bana yapışıp, beni sarsmaya, "ben O'yum" diye çınlamaya başladı. Çınlama "kızımm kızımm kızııııım" dedi, tamaam tamam dedim istiyorum, ben on8'e gitmek istiyorum, Baba! beni on8'e gönder?!.




8 Haziran 2012 Cuma

Evet biraz büyüdüm ama "on8" gösteriyorum

Öncelikle şunu belirtmeliyim bu yazı Okan Bayülgen'e övgü yazısı değil. Kendi perspektifimden yaptığım bir tespiti yazmak istedim. Bir süredir bu gözlemimi yazmak istiyordum. Okan Bayülgen'in Tv8 ile başlayan yeni programlarını izlemeye başladığımdan beri bende oluşturduğu çağrışımlar başkalaşmaya başladı. Sanki kendi illimünatisini yaratmıştı, şimdi bunu apaçık bir şekilde sergiliyordu.

Hayatım boyunca teknolojik ve yeni olana en son sahip oldum, trendlerden, modadan bir haber, ruhumu tamamlayan salaş, dağınık kıyafetlerin içinde kendimi iyi hissederek yaşadım, çocukken anında ortalığa yayılıp popüler olan şarkılar bana geç ulaşırdı, mahallede, yan komşuda, ailede ne olmuş, en son ben öğrenirdim aradan uzun zaman geçtikten sonra. Televizyon Çocuğu diye bir programın varlığından ise program bittikten sonra falan haberim oldu. Hiç mi haberim olmadı, duymadım, bilmedim, etrafımdakiler konuşurken bu televizyonun asi çocuğuna onlardan aşina olmadım! Gerçekten hatırlamıyorum. Öncesinde de Gece Kuşu varmış. İlk Okan Bayülgen ile ilgili hatırladığım Cem Özer'le magazin programlarında karşılıklı göndermeler yaparak atışmalarıydı. Ben onu Zaga ile birlikte seyretmeye başladım. Bugünlerde 7'den 77'ye herkes ama en çokta gençler O'nu izliyor, O'nu seviyor, O istediği için bloglar açıyor, program konularını takip ediyor, araştırıyor, herkes gece kuşu oluyor...Hakkında bir sürü şey yazıldı, çizildi, yetenekleri, tarzı, zekası vb. Ben bu yazıda Okan Bayülgen'i farklı bir açıdan ele alacağım.

O hepimize ilham veriyor ama bana aynı zamanda başka bir şeyi hatırlatıyor. Benim çocukluk kahramanım Barış Manço ve tabi çağdaşlarımın. Çocukluğumun tek kanallı yıllarında televizyonun karşısında oturup heyecanla onun 7'den 77'ye insanlarla nasıl güzel konuştuğunu izlerken kendimi orada, sahnede olan çocuklardan biri olarak hayal ederdim. Tatlı sözünü sevdiğim o uzun saçlı, babacan adamın yanında olmayı hayal etmek, bir çocuk başka ne isterdi ki...Tabi ben biraz büyük kaçıyordum, boylu bir çocuk olduğum için yaşımı küçük gösterme imkanımda yoktu, kurtarmıyordu, onun yanındaki çocuklardan biri olmayı ıskalamıştım ama ziyanı yoktu, yani o vardı ve kalbinden yayılan sıcaklık ülkemdeki tüm çocuklara ulaşıyordu, bende o kalabalığın içindeydim. Anne ve babaların yaptıramadığı bir sürü şeyi bizden yapmamızı istemesi yeterliydi, zevkle fırçalarız dişlerimizi canım nolcak. Hiç bir şeyin fanatiği olmadım hayatımda, tarihleri, doğum günlerini hep unuturum, insanlara sevgimi ve ilgimi böyle belirli günlerin dışında göstermeyi daha gerçekçi bulurum. Lakin Barış Manço'nun gittiği günü 2 şubat tarihini hiç unutamam. Biz bilmeden öylesine bizim parçamız oluvermiş ki... Anneannemin ve dedemin ölümlerinde onların yakınındaydım ve çift basamaklı sayılarla yeni tanıştığım hayatımda, hatırladığım ilk ölüm deneyimleriydi, zamanlarını doğru düzgün hatırlayamam. Barış Manço'nun gittiği tarih bir mıh gibi çakılmış zihnime. Günlerce ağladım, o kadar çok ağladım ki, herkes gibi... Yakınlarım için bu kadar ağlamış mıydım? Çocuklarla yada ergenlerle kurulan ilişkiler, diğer arkadaşlık, ahbaplık, eş, akraba ilişkilerine benzemez. Onların kalbini kazanmak hem kolay hem zordur, çünkü sana çıkarsız yaklaşırlar ve ruhları henüz kirlenmemiş olduğu için sahte ile gerçek olanı olağan üstü bir kusursuzlukta ayırdederler. Sevgiye, sevgiyle karşılık verirler. İnsanları ele geçirmek istiyorsan (iyi veya kötü) kalplerini ele geçirmeden başaramazsın. Böyle Barış Manço'yla olduğu gibi plansız gelişen sevgiler paha biçilemez,  belki yüz yılda bulunamaz, milletçe bu şekilde sevilebilecek insanlar, her millete nasip olmaz. Barış Manço'nun bizim ülkemizde, bizim topraklarımızda var olmuş olmasından dolayı şanslı olduğumuza inanıyorum. Bizim 80 kuşağı ve onların aileleri O'nu ne kadar çok sevdiklerini gittiğini duydukları an anladılar. Bir kuşak O'nunla büyümüştük, bizi ciddiye alıyor, dinliyor, bizim yerimize ülkenin, dünyanın merak edilen köşelerinde insanlarla iletişim kuruyor, kendine özgü samimi beden diliyle bilgi ve sevgisini dünyaya akıtıyordu. 'Dünya insanı' sıfatı Barış Manço için söylenmiş gibi.

O'nun gidişi toplumda devasa bir boşluk yarattı. İnsanlar daima güven duyacakları, kendilerinde başarılarıyla ve samimi eylemleriyle hayata dair olumlu yansımalar yaratacak toplumun önünde olan nitelikli insanların varlığına ihtiyaç duyarlar. Şuan Türkiye'nin buna çok ihtiyacı var. Herkesin herkese benzediği, insanların meslekleri, takımları, tuttukları partileri, üzerinde yaşadığı il sınırları ve daha milyonlarca şeyle tanımlanarak standartlaştırılmaya uğraşıldığı bu genç toplumda, gençlerin kendilerini ciddiye alan, ciddi bir adama ihtiyaçları var. Okan Bayülgen bambaşka bir insan, belki Barış Manço ile aralarında ki tek ortak nokta aynı kutunun içinden bize ulaşmış olmalarıdır, bilemem ama Okan Bayülgen bende aynı Barış Manço'nun oluşturduğu hissiyatı oluşturuyor. Peki neden? Çünkü; ikiside insanlara değer veriyor, her ne yaparlarsa yapsınlar, eylemlerinin kaynağını oluşturan temel bu, insan sevgisi.  Adam olacak çocuklar büyüdüler, benim Barış Manço'yu hayranlıkla izleyişim gibi onlarda Okan Bayülgen'i öyle izliyor. Hepimiz O'na inandığımız için O'nu beğeniyoruz. Bu yüzden onun gibi yakışıklı eylemler içinde olmak istiyoruz. O'da gençlerin O'na olan inancı ile kendi tecrübesini birleştirerek ortaya bir "on8" projesi koydu. on8 kutusundan neler çıkacak gerçekten bende çok merak ediyorum, herkes gibi bende bu projeye dahil olmak ve on8 kutusunun arkasında koşturmak istiyorum. Evet biraz büyüdüm ama "on8" gösteriyorum ;)

...