22 Nisan 2009 Çarşamba

SIRALILAR 21- 22 NİSAN


Söylediklerinin üzerine söyleyecek sözüm yok
Sen o kadar güzel söyledin ki
İçim çekildi
Yitirdim tüm harflerimi

                                                    21 nisan 09-03:40


Ben çıkıyorum evren
Kontrol sende



Her satır için tarih atmak gerek bu şiirimsi şeyde
Tarihlerin bir anlamı var mı ki



Ben zaten derinlerdeyim ayrıca

Hem
Söyle nasıl bildin
En çok çocuk gülüşünü sevdiğimi


....
   
İnsanların profillerinden
msn pencerelerinden
bloglarında filan fırlayıp fırlayıp
bak bu da can yücel şiiri
bu da
bu da
a bu da
demek istiyorum
 
ne güzel demiş ne güzel hissetmiş yazmış ne güzel sevmiş
diye
 
 
...
 
hep emanetti fotoğraf makinalarım
bir tek düğmeye basan parmak benimdi
 
...
 
yüzüme yansımışsa izin
suç benim mi?
 
...
 
olduğumdan güzel gösterecekse sözlerin
                                                      diyiver
 
...
 
ne zaman görsem bir yerlerde
dayanamam ağlayıveririm
çok özlüyorum
benim kimim ki
taht kurdu yüreğime
 
...
 
 
Gideceğimi bekliyorum
 
 
... 
 
Ve
Hiç biri aşka ait değil bu söylenenlerin

                                                                                           22 Nis 09 /  03-04:00
 
 


Çocukluk arkadaşımla ben

Annemgiller otururlarken bizim evde bir akşam vaktiydi
Yağmur birden bardaktan boşanırcasına yağmaya başlamıştı da
Dayanamayıp atıvermiştik kendimizi bizim sokağa
Bizden başka kimse yoktu sokaklarda
Coşmuştuk yağmur gibi
Birkaç tur koşturmuştuk sokak aralarında
Ne eğlenmiştik ama ne gülmüştük
Ne mutlu olmuştuk aynı coşkuyu paylaşmaktan ötürü
Henüz yeni büyür gibiydik
Çocuklar gibi şendik
Islanırmışız filan aldırmamıştık ıslanmıştık

                                                                                               22 nis 09   18:45

28 Nisan 2008 Pazartesi

Bir İŞVEREN ilanıdır!





Merhabalar;

Acil olarak her türlü şirket içi ve şirket dışı, tasarım, üretim, satış, pazarlama ve benzeri dinamikler için ihtiyaç duyulacak endüstriyel hamal yetiştirme programına destek verecek iş verenler aranmaktadır.

Aranan nitelikler;

1 - Her türlü üç boyutlu ve iki boyutlu modelleme, teknik çizim, animasyon, Java, yazılım programlarının kullanılması için gerekli olan eğitim masraflarının ve bu eğitimler sırasında oluşacak her türlü özel ve kişisel giderlerin karşılanabilmesi. Daha olmadı bu eğitim paketinin
dışında kalan, farklı alanlarda da kullanılabilen bilumum programların tespit edilerek programa dahil edilebilmesi girişimciliğinin ve duyarlılığının gösterilebilmesi.

2- Aynı zamanda ürün maliyeti, satış, pazarlama ve planlama konusunda uygulanacakeğitim programlarının desteklenmesi. Bu eğitimin yürütüleceği her türlü kişisel gelişim,danışmanlık, pazar tanıma alanlarında eğitim ve seminerler veren şirketler ile koordinasyonu
sağlayarak uygun eğitim şartlarının oluşturulması ve bu eğitimlerden doğacak her türlü masrafın desteklenmesi. Gerekiyorsa üste öğrenciye para verilmesi.

3- Reklam, organizasyon ve müşteri iletişimi konusunda alınacak danışmanlık ve kişiselgelişim hizmetlerinin işveren tarafından sağlanması.

4- Endüstriyel hamal adayının stratejik karar alabilme yeteneklerinin geliştirilmesi için ihtiyaçduyulan huzurlu, mutlu ve sağlıklı yaşam ortamının oluşturulmasının sağlanması.Hep yüzünün gülmesinin sağlanması ve kişisel ihtiyaçlarının mümkün olan ennn hızlı şekli ile
giderilmesi.

5- Sektördeki gelişmeleri takip edebilmesinde gerekli olan tüm sektör fuarları için gerekli fuar
takip planının oluşturulması. İhtiyaç duyulması halinde endüstriyel hamal adayı eşliğinde
takip uygulama şemasına gereken son biçiminin verilmesi.

6- Sektör için gerekli olan tecrübenin edinilebilmesi için ihtiyaç duyulan malzeme çeşitliliği,
tasarım ve imalat yöntemleri hakkında işverenin her hangi bir çıkar gözetmeksizin, endüstriyel
hamal adayının tecrübe edinmesinde gerekli olan tüm ortamların oluşturulmasının sağlanması.

7- Bir ana dil bir de yarım yamalak da olsa ikinci dili bilen endüstriyel hamal adayının ileride
ihtiyaç duyabileceği yada sonradan doğacak yabancı dil bilgisi ihtiyacı için gerekli olan
İngilizce, İtalyanca, Almanca, Portekizce, Japonca, Arapça ( İran ve Birleşik Arap emirlikleri
için ilerde ihtiyaç olabilir! Çok önemli! ), Hollanda’ca, Fince  ( unutulmuş bir dil varsa lütfen
işveren adayı eklesin ) eğitimlerinin sağlanması ve tüm masraflarının karşılanması.

8- Bu eğitim zamanla sınırlı değildir. Ortalama 2 ila 4 yıl arasında endüstriyel hamal adayının
kapasitesine göre değişmektedir.

9- Eğitim süresince tüm yol, yemek, konaklama ve sosyal sigorta giderleri firma tarafından karşılanacak ve sigorta primi yüksek olan tavan miktarından yatırılacaktır.

10- Endüstriyel hamal eğitimi tamamlandıktan sonra işyerinizde çalışma garantisi yoktur.

İstenilenler;

- Yukarıda bahsi geçen eğitim programlarını destekleyebilecek,
- Hevesli, yenilikçi, ben yaparım ve bunu benden başka kimse yapamaz diyecek kadar girişken ve risk alabilen,
- Bilançosunun gelir hanesi hayli bir yüklü olan ve yükseliş ivmesi olan,
- Firmasında 10 dan fazla endüstriyel hamal istihdam edebilecek kapasitede olan yada olabilecek,
- Vizyon sahibi. Almadan veririm diyebilen ve "geleceğe yatırım yapma"nın ne demek olduğunu özümsemiş,
- Anlayışlı, hoş görüşlü, güler yüzlü olması en önemli kriterimizdir.
  Zira endüstriyel hamal adayları üzerinde olumsuz bir psikolojik baskı oluşturulması programımızın verimliliği açısından çok sakıncalıdır!

İşverenlerin hazırlayacakları endüstriyel hamal yetiştirme destek programı dosyaları ile başvuruda bulunmaları rica olunur. Dosyası olmayan işverenlerin başvuruları değerlendirilmeyecektir.

Başvurular incelendikten sonra öncelikli olarak işverenlerle ön mülakat yapılacak uygun işveren adayı bulunana kadar mülakatların sayısı artırılarak devam edecektir.

Mülakat sonunda gerek görülürse tecrübelerini ve yaratıcılıklarını görmek için iş verenler arasında mini bir yarışma düzenlenecektir. Henüz karar vermediğimiz bu yarışma şayet düzenlenirse tarafınızdan doğan tüm telif ve fikri hakları tarafımıza devretmiş sayılırsınız ona göre. 

Saygı, sevgi, selam ve tüm yüce hoş görü duygularımızla :)

EHMK ( Endüstriyel Hamallar Meslek Kuruluşu )

1 Ocak 2008 Salı

Ben bir röportaj okur severim.


YANLIŞ İNSANA DUYULAN AŞK BİLE HİÇ AŞIK OLMAMAKTAN İYİDİR

"Bütün aşkların özü, Tanrı'ya duyulan aşk. Ama aşk, aşktır. Mevlânâ diyor ki: "Gönlünde aşk olsun da neye karşı olursa olsun." Yanlış insana duyulan aşk bile hiç aşık olmamaktan iyidir. Bir kadına ya da bir erkeğe duyduğun aşkla, Tanrı'ya duyduğun aşkı ayırmak mümkün değil. Çok sevdiğin bir insanın gözüne baktığında, onun gözünde gördüğün o ışık, Tanrı'nın yansımasıdır. Kızına duyduğun aşk da, Tanrı aşkının 2,5 yaşındaki bir kız çocuğu manzarasında şekillenmiş hali. Kuş, ayakkabı, insan, ney...Hiç önemli değil, yeter ki duyduğun aşkın içinde samimiyet olsun..."   röportajın linki

Ben bir röportaj okur severim. Bs player’ımdan karışık Türkçe müzik arşivimden seçme parçalarımı dinlerken diğer duyularımla hiç tanımadığım birilerinin kısa hayat cümleciklerinin üzerinden geçiyorum. Başkalarının cümleleri içerisindeki hayatı öğrenmeye öylesine hevesliyim ki. Ne yapmış, nasıl büyük adam olmuş, yaşamında neyi ıskalamış, neden ders almışta neyi en çok sevmiş, niye aşık olmuş terk etmemiş, hep gitmiş hiç kalmamış, diğer yandan öteki suların dibinde, paraşütün tepesinde, dağın yamacında, buzullarda, çölde, evinin bahçesinde ne hissetmiş? Paylaşırken, bencilken, severken, acı çekerken, yardım ederken, gezerken tozarken yaşarken bunu nasıl becerebilmiş. Merak ediyorum. Keyif alıyorum elimde değil!

Ve bunları okurken evimde, odamda, şu sırtlığı kırık gevşek vidalı yamuk sandalyeme daha fazla çakılıp kalmış hissediyorum kendimi! Ben böle kendi başınalığa mahkum bilgisayarımın karşısında oturmuş bişiler okur gevelerken müzik çalarımdan Teoman “ benimse yenmiş tırnaklarım titrek ellerim var” diye söyleniyor. Sanki cümlesine “benimse” değil de "seninse" diye başlıyor gibi geliyor kulağıma.

İstanbul’da sonbahar. Eylül. Üşüyorum. Eylülü seviyorum ama üşüyorum. Üşüyorum çünkü eylül geldi, eylül geldi ve ben üşüyorooom! Ama aslında doğru cümle bu değildi. Doğrusu “Eylül. Yalnızım. Eylülü seviyorum ama yalnızım. Yalnızım çünkü eylül geldi, eylül geldi  ve ben yalnızıııııım!” olacaktı! Sonra düşünüyorum  .................
..............................................................................
...ki! Hım?

Hayallerime yeni bir tane daha ekledim geçenlerde. Karavanda yaşama fikri hoşuma gitti. Yılın bir iki ayı belki. 40 yaşında olabilirim o vakit, daha genç yada daha yaşlı, daha göbekli yada daha zayıf, hep koca burunlu olabilirim belki. Çocuklarım da olabilir olsun hatta fena olmaz. Tüm bunlara rağmen muhteşem bir denizin ve ormanın kıyısında bir yerde karavanımda gündelik işimi gücümü yapmanın, hayatın başka bir yanını yaşamanın mutluluğunda olabilirim.

Hayal ediyorum…

Ben bir röportaj okur severim! Of diyorum oooofffffffffff



20 Kasım 2007 Salı

SÜJE


Süje’ye

Sevgili süje
Fazla kelimelerden kurtulmak
Sadeleşmek istiyorum.
Kalabalıkları azaltmak.
Ağdalı benzetmeler olmadan
Konuşmadan anlaşabilmek.
Yorgunum.
Kalkanlarımı kaldırıp atmak
Hafiflemek istiyorum.
Karşımda keskin kılıçların parıltıları
Bana doğrulmuşlar
Korkuyorum!


17 Kasım 2007 Cumartesi

Şehre Zaha geldi



Zaha teyze geldi geçen gün gitmeyecektim ama iki kere aramış beni arkitera bulamamış eve gelmişler gitmişler her halde okuldaydım o sırada ben cep telefonum yine  kafayı yedi şarj olmuyor oluyor olmuyormuş gibi beni oynatıyor inat ettim değiştirmeyeceğim zaha o kadar yoldan kalkmış gelmiş arkitera aramış bulamamış davetiye kişiye teslim geri dönmüş die arkitera üşenmemiş kalkmış taa nerden benim eve motorbisikletli kurye yollamış kurye bir türlü bulamadı benim evin üzerinde olduğu sokağı esnafa sormuş filan bilememiş ben tarif ettim telefonda tarif ettim kırık yıllık denizci sokağı bilememiş komşular çehresi değişti her şeyin tabi ağaçlar budandı çalılar döşendi betonlar atıldı toprak taş oldu bok oldu kaktık gittik mecbur o kadar çabaladılar davetiyeyi bana ulaştırmak için bende kalktım gittim üşenerek çok uzak yollar yollar yollar hiç bitmeyen yollar ömrüm bu kısa seyirlerle yitip gidiyor gördüğüm göreceğim ışıklar caddeler beton bloklar arada deniz vapur kediler vs bir de bu seferlik zaha karizmatik ırak kadını serap gibi vaha gibi çölde su gibi çirkin mi çirkin zaha ama dev grafik blokları var dünyanın her yerinde yağmur felaket bastırdı şemsiyemi almadım taa levent iş sanat kültür merkezine kadar bi dünya yol gittim cevizlibağ’dan 41at ye bindim boru değil otobüs inen binen giden gelen duraklar kalabalık herkes evine ulaşabilme telaşında millet birden bastıran yağmurla birden sırılsıklam oldu sırıl sıklam  ayrı mı yazılır birleşik mi yağmurluklarıyla bir bütün sarı adamlar caddelerde yağmurluğun naylonundan gelen çıtır pıtır yağmur sesleri çınlıyor kulaklarında adamların adamlar sarı yağmurluklu karanlıkta hemen fark ediliyor çin malı saç tokaları sağlığa zararlı AIDS HIV virüsü taşıyor çünkü çöp prezervatiflerden yapılıyor! virüs plastiğin içinde yaşamaya devam ediyor dünyanın hiçbir yerinde çöp prezervatifler dönüştürülmüyor bir tek çin!de zaha çok etkileyiciydi konferans alanına yarım saat gecikmeli ulaşabildim onca insan ve araç trafiğini aşmak kolay olmadı neyse ki hemen mekana yakın bir durakta indim fabrikalar durağında iş sanat kültür merkezi de gerçekten çok güzel bir bina beğendim kalabalıktı epey arkalarda yer bulabildim rahattı kotuklar zaha etkileyiciydi Manhattan daki kaleme benzetilen saydam binaları olimpiyat şehri için yaptığı tasarımı anlattı  saydam şehir Long Island da zeminin üzerine ikinci bir zemin eklemleyerek asıl topografyaya zarar vermemeyi ön görüyor projede kartal projesinde sokakları bir ağ gibi birbirlerine bağlamayı bir bütünlük oluşturmayı amaçlamış proje maliyeti 5 milyon dolar değerinde kartal belediyesi hala uğraşıyor ne zaman başlanır ne zaman biter kartal belediyesi bilir Tasarım-Yönetim-Üretim gibi güzel bir laf etti BMW binasını gösterirken muhteşem bir bina altta yemek yiyorsun üstten üretim bandı geçiyor binayı tasarımındaki grafik diyagonallere göre birbirini kesen paraleller ile L şeklinde tasarlamışlar yapmışlar olmuş Salermo Feribot Terminali zaha son zamanlarda mobilya tasarımlarına doru kaymaya başlamış beyaz silikon ve cam elyaftan tasarladığı rastlantısal gibi görünen biçime sahip olan bir mutfak masası var ama rastlantısal değil ortam çok loştu zaha bundan önce başka bir yerde konferans vermiş ışıklar orda çok rahatsız etmiş onu başı ağrımış o nedenle bu sefer karanlıkta sunum yaptı biz onu göremedik oda bizi yanıma biri oturdu nohut yemiş bir tek bana doru gelen tıs tıs ları ile zahanın cümlecikleri arasında kaldım kulaklarım zahaya ayitti burnum nohut aromalı osuruklara esir oldu öldüm öldüm tam kaçacaktım öndeki tek boş sandalyeye köşedeydi beni bu kokudan uzak tutabilecek kadar ilerideydi bir amca geldi birden nerden çıktı anlamadım o amca! kaldım öle küt die oturdu minik bloknotum ile kokuları geri iade etmeye çabaladım öteye öteye salladım bloknotumu burnumdan sağ tarafıma doru sahibine doru salladım pufff bir buçuk saat sürdü sonra kalktım taksim üzerinden evime döndüm tekrar akbil doldurdum taksim'de aksaray’da simit yedim konferanstan sonra içki ikram ettiler şarap marap vişne mişne portakal mortakal vişne ile burnuma yapışıp kalan aromadan kurtulmak istedim ama ya koku hafızama yapışan o kötü koku! iğh! Zaha kocaman bir palto mu kürk mü ikisinin karışımımı öle bişi ile geldi kürsüye kocaman bir göbeğin altına takılmış ince topuklar kıvamında ve siyahlar içinde bir ırak kadını önündeki arkiteranın kürsüsü hakkında konuştu önce oluklu mukavvadan yapılmıştı kürsü tüy gibiydi sağa sola savruluyordu istanbulda çok iyi imalatçılar var sizler daha iyisini tasarlayabilirsiniz dedi bundan çok daha iyilerini yapabilirsiniz yapmalısınız haklı yapmalıyız. Zaha mütavizi güler yüzlü yetenekli burnunun yanında kocaman bir beni var çirkin ırak kadını tüm salonu tıka basa dolduran kadın nohutlar bile taaa nereden zahaya geldiler ama anca bana ulaşabildiler! grafikler çizgileri beynime doladım doladım arşivimde uzayan damlayan eğrilen büğrülen nevi şahsına münhasır çizgilerrr

14 Kasım 2007 Çarşamba

Hece canavarları mahallemizin “li”sini yuttu



Sıfır ikiyüzoniki ikiyüzdoksanüç otuziki yetmişyediyi arayıp telefona çıkan ilk kişiye - aloo beni aramışsınız- demek istiyorum. Telefonu açan kişi beni tanımıycak biliyorum. -Siz kimsiniz hanfendi, diyecek. Ben kanatlı kapının demir sürgüsü, belik belik saçlarının örgüsü,… Alooo…Beni aramışsınız bulamamışsınız. Halbuse ben hep buradaydım. Burada bu ahizenin karşı ucunda. Bu kadar eziyet etmek istemezdim varken yok gibi görünmek hiçken hep olmak azken pek olmak bu kadar bekletmek istemezdim cümle âlinizi. Lâkin hayat hiç kolay olmadı şu numaralarınızı çevirdiğim ana kadar, malum okul öğrencilik kolay değil. Hepsi eksiye programlı bilançolar dünyasından çizgili dünyalara uzandı yollar, düştüm yuvarlandım durmadım koşmadım yürüdüm de yürüdüm. Lastik kemerimden bir çizviye takılmışım köşeyi dönerken kurtulmak için geri döndüm meğer rotam şaşmış uzadıkça uzamış belimdeki lastik kopmamış. İyi ki koşmamışım dedim kendi kendime ondan sonra kopmayan lastik sinek gibi çekip yapıştırmamışsa fazla asılmadım ondan. Ya lastik kopsa kel görünseydi! Takkemiydi?!. Çiz babam çiz die çok işkenceler ettiler bize. Haberin yok. İtilmiş gibi bir luzumsuz savaş sahnesinin içine: baktım göremedim önceleri sonra gördüm anlamadım anladım bilemedim bildim vazgeçemedim  yenildim yıkıldım, düştüm ama tutundum bir çizviye, alçak tepelerden geçtim yükseklere konamadım daha olmadı kanatlar çizdim orantıyı tutturamamışım! yüksek tepelerin eteklerine basamaklar çizdim basamadım, çizgi çiviler çaktım adını çizviye yaptım, basamamaklara ali canlar ayşeler resmettim arkadan gelenler yönünü bulsunlar kayıp düşmesinler die, kötümü ettim, uçurumlardan direklerden virajlardan son anda döndüm, yüzme bilsem keşke denizleri aşıp gelemedim mecbur karayollarını kullandım haliyle uzadı vakit aldı. Terminaller filan. Hiç haz etmem o bol sinekli karanlık soğuk kapısında sigara tiryakilerinin kışları it gibi titreştiği yerleri. Hani çok beklemiş yorulmuşsanız diyorum bi çay içseydiniz kola içseydiniz soğuk su içseydiniz. Buradayım işte ahizenin diğer ucunda buradaaa.–Siz kimisiniz hanfendi?! Ben yani benim.Biz sizi aramadık benim hanım, dicek E noldu şimdi bu zamana kadar aramadınız da noldu. Çok iyi bir halt etmemişsiniz. Arasaydınız şayet, size pamuk şekerler alırdım, çikolatalar alırdım; oyuncaklar alırdım, pamuk pirensesle yedi cüceleri anlatırdım, başka başka masallar, atlı karıncaya bindirirdim, size pilav yapardım! Desem diyorum. Ama olur olur ya tanıdık bir ses çıkar. Aaa kıs naber deyiverir. Bizim eski bahçenin horozu Pıtırdan konuşmaya başlarız. Pıtır hani şu bir vakitler Güneştepe’nin Güneş”li”tepe olduğu hece canavarlarının “li”yi yutmadığı yıllara ait o horoz fotoğrafındaki kırmızı ibikli aksi şey. Bilen bilir güçlüydü çevikti bizim ekmek ayvalarının yegane bekçisiydi. Mahalledeki tüm çocuklara racon keserdi, gaga atardı, kanat çırpardı. Kaldırımları parseller gelene geçene tos atardı. Keçi gibi inatçı bir horozdu. Garip çin mitolojisinde de keçi horoza tekabül eder bu da keçi gibi inatçı ama hem cinslerine göre yakışıklı bir horozdu. Ey gidim. Lâkin (bak ikinci kez lâkin diyorum-üç oldu-) vakitsiz öttü rahmetli. Horozumuzu damdan dama uçurdular sonrada kaçırdılar! Acaba diyorum bir tavuğu olsaydı daha mı sakin olurdu? Yalnızdı hayvancaaz ağresifti.

25 Ağustos 2007 Cumartesi

Son rüyam




Son rüyam
Hamam böceğine dair
Kedi hamam böceğini yedi

25 Ağustos 00:52

1 Ağustos 2007 Çarşamba

2007 olmalı



Hiç bir şeyi bilmiyorum ben
Her şeye yabancıyım
Yeni doğdum
Avuçlarım henüz ıslak
Yanaklarım pembe
Başım kel

Hiç bir şeyi bilmiyorum ben.

Öyleyken böyle olduk Pınar.
Böyleyken nasıl olacağız?
Yaşayıp göreceğiz.

Masallar şöyle der ya;
"..ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken.."
Hayat bir masalmış
Masal bir rüya
Rüya uykunun en tatlı kısmıymış.

9 Mayıs 2007 Çarşamba

mutlu musun?


Tepemde sürekli bıdı bıdılaar!

Her şeye boş verdimse de boş vermedim bir bakıma. Boş vermediklerimi anlatamayışımdan susuşum. Sustum. Boşuna, ne kadar anlatırsam anlatayım bitmiyor bıdılar! Çareyi kendimi odama kapatmakta buldum. Belki uzaklaştıkça yok olma ihtimali yükselir diye bıdıların!
Emin değilim!

Cold Play: In my place

O günden beri; o kısa filmden beri bende aynı soruyu soruyorum: Mutlu musun?

Daha mutlu olduğunu söyleyen çıkmadı. ( Ayşegül hariç, o kuru fasulye )  Yeni çağ akımı mıdır, metropolleşmemizin hediyesi midir mutsuzluk? Tam olarak sebebi nedir? Biçimi ne biçimdir? Cevaplar hep aynı kapıya çıkardı beni. Herkes mutsuz!!!

Arada çocukluğuma iniyorum oradan ilk gençlime çıkıyorum. Şuan ikinci gençliğimi yaşıyorum gibiyim sanki. Zaman kavramı aptal bir matematik sorusu gibi benim için. Hiçbir zaman çözmekten keyif almadığım matematik  denklemlerinden hiç ayırt etmediğim için ikisini de tarihimin derinliklerine salladım. Ne var ki tarih zamandan bağımsız düşünülebilen bir olgu değil. Üstelik çok gerçek. Unutulan en büyük zamanlar tarihin içinde. Zamanda döner dolanır ayağımıza takılır. Kafamızı gözümüzü yarar. Bazen kalbimizi yaralar. Kaçış yok.

Bıdılar her yerdeler!

Çağın omzuma yüklediklerinden silkinmeye gayret ediyorum. Omuz silktikçe ben daha bir gayretle çıkırdıyor akreple yelkovan. Sürekli bir dıgıdık durumları zamanın ibrelerinde. Soluksuz, sonsuz, kaç trilyonuncu turlarındalar. Sayamıyorum! Aman Allah’ım…

-          Napıyorsun?

-           Hiçbirşey.


-          ?!
-          Hiç bir şey yapmıyor musun?

-          Hiçbirşey yapmıyorum.

-          Ya okul?!

-          O zaten bir hiç. Bende yokum aslında şuanda. Rıhtım da bomboş . Sen de kendi kendine konuşuyorsun.

-          !?
-          Peki ya nasılsın?

-          Kim?

-          Sen?

-    Ya sen?  Mutlu musun?!..


 09 Mayıs 2007 / Çarşamba
Saat: 01:00
İstanbul- odam 

30 Nisan 2007 Pazartesi

doooooooooooooooooooooooooooooo

Doğmayı ben istemedim. Herhalde öyle bir imkanları olsa da bana sormazlardı.
Heyhat! Artık annemin envanterinde ömür boyu demirbaş hanesine yazılıyım.
Babamın envanterinden çıkalı 25 yıl oldu. Sonuçta hep şunu düşünmüşümdür.
alış veriş bencilce bir şeydir ve eğer düşüncesizce yapılırsa bazı ürünler başınıza bela olabilir. Baş belası bir demirbaş oldum sonuçta. Bunu da ben istemedim.

Ne biliyim daha istemediğim bir çok şey oldum mesela adımı koyduklarından haberim yoktu. Saçlarım, kaşlarım, gözlerim koyu kestane oldu. Alıştım tabi bu duruma. Adımı da soyutladım bir bakıma Zeynep'den başka her şeyim. Koç kızıyım örneğin. Bak bunu istemiştim. Tâ ki 22 yaşıma kadar boğa kızı olarak yaşayıp koç kızı olmayı ıskalayışıma içerlerdim. Koçmuşum hakikaten. Şaka değil. Neticede biraz boynuzlarım küçülmüş oldu sadece o kadar. Hala bir boğa gibi uyuyorum.

İlle de bişiy olacaktıysam bir bok böceği ya da bir kuş ya da bir hava olmak isterdim.
Ama sadece bir hava daha fazla değil! Var olmamak en güzeli olurdu. Madem bana soran olmadı bari gelmişken uzunca bi kalıyım.

Korktunuz mu?

Ben zaten bu topraklarda kalıcı değilim. Bir yelkenlim olsun alıp başımı gideyim.
Kürkçü dükkanım İstanbul olsun. Öyle yaşlanıyım sulara bata çıka. Sonra dünya küçüldükçe küçülsün. Yelkenlim kağıttan bir gemiye dönüşsün. Dünyada camdan kavonoz dipli bir oyuncağa. Sallanıp yuvarlandıkça camdan dünya ben kağıttan gemimle evrilip devrilip bir o yana bir bu yana... Plastik balıklarım olsun ve de öle ıvır zıvır ucuz işportalıklar. Ne para ne pul ne yemek derdi. Kağıttan kitaplarım birde. Vay be desem denize bakıp. Hayat bu işte. Gerisi hikaye...

İnsan olmuşum!..