.
.
.
Rüyamda sevdiğim adam bana; "şuu" diye sesleniyor. O ne demek diyorum, "sen şuu'sun..." diyor bana hınzır hınzır bakarak. Yani çok şuhsun" diyor... Bilemiyorum...
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Sevgili blogger, bana kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın için çok teşekkür ederim.
24 Ekim 2013 Perşembe
19 Ekim 2013 Cumartesi
tım tım tım
.
Kendimi özlüyorum, bana beni anlatabilir misin? Yani sen anlat ben susayım. Her zamankinin aksine. Dinlediğim müzikleri zihnime kaydedebiliyorum ama isimlerini müzisyenlerini hatırlayamam... Belleğimde kayıt kısmının bu özelliği arızalı.
.
.
.
.
Bir ekim gecesi müziği çalıyor fizy pileyırımdan. En sevdiklerimdendir
.
.
.
.
.
tım tım tımmmmm...
.
.
.
.
Üşüyorum.
.
.
.
Topkapı Sarayı'nın bahçesindeki ağaçlardan birine sarıldım. Çok kısa bir andı. Uzun sürmesini isterdim. Uzun zamandır bir ağaçla yakın temas kuramıyorum. Sonra gidip bir başkasına sarıldım. Üşümeyeceğim bir mevsimde, sırtımı bir ağaca dayayıp varsa rüzgarın ve doğanın sesini dinlemek istiyorum... İnsan sesi olmasın etrafımda... Karıncaların vücudumu istila etmesinden korkuyorum.
.
.
.
17 Haziran 2013 Pazartesi
ŞEHİT ANNEMİZİN ÇAĞRISINA KULAK VER
AĞZINA SAĞLIK ANNECİM...
"...HESABINI BİLMEYEN KASABIN BIÇAĞINDA KALIR HER ZAMAN..."
"MİLLİ İRADE BİLDİRİSİNE " ÇAĞRIDA BULUNUYOR !!!
LÜTFEN BU SESE KULAK VERİN...
" BEN CAN VERMİŞİM TAPUSU BENDE BU ÜLKENİN, TÜRK DE BENİM, KÜRTDE BENİM, SEN KİM OLUYORSUN !! "
MİLLİ İRADE BİLDİRİSİ KATILIN LÜTFENN
17 Mayıs 2013 Cuma
9 Şubat 2013 Cumartesi
ne var ne yoksa
Dediğim gibi, devam ediyor...
Havada asılı kalmış isim kartları ile yaşıyorum, kendi boşluklarımda yaşıyorum diyemem, her yerde, her nefes alışımda soluyorum, bir kısmı iç duvarlarıma yapışıklar, onları dışarı üfüremiyorum, yığınla harfler kümesi gibi, değişmeden başka harflere benzemeden kendi biçimlerinde çoğalıyorlar, ben nereye gidersem benimle, yiyip içtiklerimle eriyip gittikleri filan yok, bir tuvalet çukurundan aşağı düşecekleri, kirpiklerimin arasından uçup gidecekleri, hafızamın patlayan balonları ile kaybolacakları yok, sızmaya devam ediyor işte, tek söyleyebileceğim planlanmış bir şey olmadığından engellenebilir gibi durmadığı, ne kadar sürer bilmiyorum, öyle...
Şikayetim yok.
26 Aralık 2012 Çarşamba
Biraz gugıllayınca
1.
Choucroute de la mer; yaptığım kısıtlı araştırmaya göre kelime anlamı
'Alsasian usulu lezzet tabağı' gibi bişiye denk geliyor olabilir her nasıl
okunuyorsa neye benziyor diye gugıllayıp fotoğraflarına baktım, çok lezzetli
görünüyor, bunu anlatan Türkçe bir yazı vs. yok malesef ancak ingilizce tarifinin
çevirisi şöyle diyor; (Alsas çanak lahana turşusu ve sosis ile yapılan ve şarap
domuz eti patates ile servis edilir.) bazı fotoğraflarında pilav üzeri deniz
mahsülleri salatası gibi görünüyor. Birde bu tabaktakine mi benziyor ne; http://www.recettes-cuisine-afrique.info/?Choucroute-de-la-mer
2.... ( Orly
Havaalanı nerde diye bir bakayım dedim, 15 Temmuz 1983 de burada ASALA tarafından
bir katliam yapıldığını öğrendim tesadüfen. Ne kötü, dünya gerçekten çok
kötü bir yer... ): Bide Orly diye bir oje markası varmış.
3..…daha önce Paris'i gezme şansınız olmuş muydu? ……
3..…daha önce Paris'i gezme şansınız olmuş muydu? ……
4. Les Sables, gugıllayınca fena görünmüyor, baya bir tatil kenti gibi duruyor, çok beton arme sanki? Kızları da güzel sanki hımmm http://www.flickr.com/photos/hub2phot/3829314223/
5. Bir sürü anlamadığım denizcilik terimi varrrr. Serdümen, Chart plotter, AIS, Fısh Finder, bunlar teknedeki alet edevat rota yol balık bulucular filanlar olmalı, "rapala" diye bir şey okuyorum; ilerleyen sayfalarda ucunda plastik bir şeyin olduğunu tahmin ettiğim büyükçe bir olta kancası olduğunu düşünüyorum, ve şimdi bu satırlardı yazarken dur bir gugıllıyım yine.
6. …DM ne anlama geliyor? Deniz mili mi oluyor acaba?
7….. hep ekmiş anlaşılan.
8.: yeni bir kelimeyle karşılaştım; orsalamak; yelkenli teknelerde teknenin burnunu rüzgara dogru cevirme islemidir; diyor.
9. Coğrafya bilgim çok kötü, İber yarım adasındaki ülkeleri gezmek keyifli olurdu sanırım. Yarım ada adını bölgenin en uzun ırmağı olan EBO ve aynı zamanda dolayısı ile Romalıların o bölgede yaşayan insanlar için İberian dediklerinden ötürü bu isimle anılır olmuş, İber, eski Avrupa Bask dillerinden geldiği sanılıyor…ama öğreniyorum… Çok lazımmış gibi, kim bilir belki bir gün gerçekten lazım olur…..
10.
Greenwich başlangıç meridyeninin sıfır noktası…. bunu da bilmiyordum
deme!
Unutmuşum
işte… ( Greenwich: Başlangıç merdiyeninin geçtiği yer olarak kabul edilir.
Bunun nedeni meridyenleri İngilizlerin bulmasıdır. Bunun üzerine başlangıç
meridyeninin kendi ülkelerinden geçtiğini söylemişlerdir...Aynı zamanda turistik
bir kasabadır. İngiltere'nin en büyük deniz müzesi buradadır….filan falan
iç ses: İyi
de bunları niye bana yazıyorsun….
11. Orkinos ….
ve Yunus ….
12. ….börülce
salatası hiç yemedim, börülce dediğimiz nedir? Bildiğin bakla mı?
Öyleyse onun
yemeğini çok yaparız tabi ama börülce baklanın başka bir türü ise ben onu
bilmeden de yemiş olabilirim.
13. Atlantis
okyanusunda yüzmek nasıl duygu?
14…. Ve La
coruna Herkül Kulesi….çıkılacak kuleler arasında ilk sırada…
Devam
edecek diyemem.
13 Aralık 2012 Perşembe
YELKENLER FORA
Sürekli su alan bir yelkenli gibiyim, elimde bir kova, boşalttıkça doluyorum. Geçtiğimiz yaz bir sürü şeye güldüm, bir güneş çarpması atlattım ve iki deniz öküzünün attığı tekmelerle kırılan belime rağmen bir de küçük İstanbul Tasarım Bienali tecrübesi yaşadım. Son durumum; kalbimi tırmalayan acıdan daha kötü değil.
İçimden tırlar dolusu cümleler akıp gitti. Birini bile bu sanal yapraklara kondurmak içimden gelmedi. Kızma ama uzunca bir süre yazmak da anlamsız geldi, sanki her şey söylenmiş her şey yaşanmış gibi aynı şeyleri tekrar etmek istemedim, uzunca bir süre okuyucu olmanın tadını çıkarmak istedim. Gözümü uzak diyarlara diktim...Bu nedenle bu yazının başlığı yelkenler fora olsun, bir gidiş, bir hareket, bir oluş bildirsin, hayallerim gerçek olsun diye.
14 Ekim 2012 Pazar
Pınar'a mektup
Pınar anne nasılsın? Sana yazmayı düşünüyordum bir süredir bugün attığın kısa mesaj beni harekete geçirdi, Cep telefonumun tuşları beni sinir ediyor o nedenle mesaj atmak zor geliyor. Bir süredir hayatımda yenilikler değişiklikler olsun diye yıllardır içinde yaşadığım bu odada değişiklikler yaparak yenilikleri hayatıma çağırmaya karar verdim. İlk iş temizlik, birikmiş bir gün lazım olur diye yada anısı olduğu için kolilere tıkılmış milyonlarca yazı çizi ıvır zıvır, çocukluk günlüklerim, kataloglar, dergiler vs vs vs... O kadar çok şey biriktirmişim ki Pınar inanamadım kendime. Bu küçücük odada tıklım tıkış yaşamışım yıllarca. Koli koli çöp ve kağıt attım! 5-6 koli sağa sola maket malzemesi ve kitap vs gibi şeyler dağıttım.
Eski notlarımı yazılarımı karıştırırken, elime konuşmalarımızın notları geçti; üniversite yıllarımızda gece boyu yazdığımız kısa mesajları not etmişim. Okudum tekrar şöyle bir...Ne romantik şeyler yazmışız, yaratıcı şeyler de var ve işte iki çocuk yüreğin dostça çırpınışları, çokça gülümsedim. Şimdiki zamanımdan bakınca gereksiz ve bizlere hiç bir anlam ifade etmeyen bir takım isimlerde geçiyor yazılarda. Kendimizi boşuna üzmüşüz be Pınar.
İnsanları ve olayları çok fazla, aşırı, gereğinden fazla önemsemişim. Uzun yıllar büyümeyi istemeyişimin çocukça çırpınışlarıymış hepsi. Şimdi iyi ki büyümüşüm diyorum, şimdiki beni seviyorum. Geçmişin yüklerinden kurtulmaya karar vermiştim, eski yazıları da attım. Zaten güzel olan şeyleri hatırlıyorum ya, belgesine gerek yok artık ................................................................................................................................. adı bile kalmamış... Velhasıl dostluklarımız gerçek gerisi yalan, yaşanan herşey hayal olmaya mahkum o nedenle ben sadece şimdiyi yaşıyorum ve şimdiyi hayal ediyorum.
........bugünlerde............................? Bir iki yıldır,.......................................................,
daha çok okuma araştırma öğrenme eylemleri .........................................
.................................................. hayata geçirmeye başladım ve ...........................................
Henüz ............................................................................................... yapamayacağım,
........................................dediğim anda bir şey çıktı hep karşıma,........................................
............yine yeni bir .......................................... bana .......................................................................
son........................................................................................bir haftadır.........................Yavaş
yavaş.............................................................................................................................konuşuyoruz
......................umudu..........................................................................................................
.....................................................Akışa bıraktım işte kendimi
...............................................diyorum........................................................
.........................................,.......................................................çekiştirmesi gerek, aksi halde
........................................ ..................................
Sana kalbimden temiz bir yaprak gönderiyorum Pınar...
...Sevgiyle öpüyorum.
......
17 Eylül 2012 Pazartesi
rastgele
Gözlerimi kapadım ve kütüphanemin rafları arasında ellerimi gezdirerek ne olduğunu bilmeden rastgele bir kitap seçtim, rastgele bir sayfa açtım, rastgele bir noktaya parmağımı koydum.
"...İstanbul'luluğun ötesinde Kadıköy'lülük diye bir şey vardır, ve Kadıköy az çok taşra koksa da, nasıl oluyor bilmem, Kadıköy'lüler avrupalı kokarlar..."
Denizli Pencere (Afşar Timuçin) Sayfa:77
Basım yılı; doğduğum yıl.
19 Temmuz 2012 Perşembe
ah bir gezgin olsam
![]() |
Salt Galata 1. Kat Duvar Kağıdı ve Nehrin Hakkı sergisinden bir kesit. |
![]() |
ev sahibiyle fiskos |
Eski olması bir binayı neden kıymetli hale getirir? 1892 yılında inşa edildiğinde dönemin en büyük ve en ihtişamlı binası olan eski Osmanlı Bankası binası Fransız asıllı Levanten Mimar Alexander Valuri tarafından tasarlandı. Tasarımında neo klasik öğelerin ağırlıklı kullanıldığı binanın bir diğer özelliği İstanbul ve Haliç'e bakan arka cephelerinde kullanılan neo oryantalist üsluptur. Bu mimari bankanın zamanla çoğalan şubeleriyle birlikte Karaköy, Beyoğlu bölgesinde yapılan döneminin aynı tarz modern yapılarına da öncülük eder. Eski sokaklara çakılmış asırlık ruhlar gibi hâla ayakta duran kimisi harap bu binalar, aralarında dolanırken bana eski zaman insanlarını hatırlatır. Bina Garanti Bankasının mülkiyetine geçtikten sonra Mimar Han Tümertekin ve ekibi tarafından restore edilerek bugünkü haline getirildi ve müze olarak ziyarete açıldı. Şimdilerde SALT Galata olarak sergi, kütüphane, kafe, Osmanlı Bankası Arşiv bölümleri ile halka açık bir sanat merkezi konumundadır. Akademi yıllarımdan beri adeta koklaya koklaya ardına düştüğüm bu binanın bulunduğu sokağa mutlaka yolumu düşürür, kapıları açıksa içeri girerim. Öğrenci olduğum vakitler uykusuz geçirilen projeye hazırlık günlerinin ertesinde Beyoğlu'nda gözüme kestirdiğim galerilerde uyumak gibi bir eğlencem vardı, vakti zamanında Garanti Galeri'nin İstiklal üzerinde ki geniş camekanlı yerinde de uyumuşluğum vardır. Ahh bu SALT Galata'da uyumak ne kadar güzel olurdu! Lâkin tarihi bir mekanda uyumanın keyfini vermesede kafesindeki sandalyelerde keyifle kahvemizi yudumlamak da güzeldi. Böyle bir mekanda Türk Kahvesi içilir ve servisi de ona yakışır olmalıdır, servis üzerine daha özenli çalışmaları gerekiyor... Salt adını almadan önce Mimar Sedad Hakkı Eldem tarafından tasarlanan mimari çalışmaların asıllarından oluşan bir sergi vardı; elde, özenle ve tüm detaylarıyla tasvir edilerek çizilmiş bu harika proje paftalarına yakından bakabilme deneyimi gerçekten bulunmaz bir fırsattı. Ustanın çizimlerinden oluşturulan hediye kartpostallar kütüphanemin en değerli üyeleri oldular. Bugünlerde yine keyifli sergilere ev sahipliği yapan müzedeki Nehrin Hakkı sergisi için elde ettiğim kanıtların bir kısmına buradan bakabilirsiniz. Müzenin kafe bölümünde bulunan tuvaletler Autoban tarafından tasarlanmış, bugüne kadar içinde bulunmaktan keyif aldığım nadir ıslak mekanlardan biri. Sırf burada ellerimi yıkamak için gezip tozup günün sonunda yine kürkçü dükkanı gibi bu müzenin lavabosuna uğrayabilirim. Duvarlarına boydan takılmış aynalar, dairesel biçimli lavabo ve tavandan su kanalı gibi uzanan zarif boru çeşmelerle birleşen ıslak mekan tasarımıyla eğlenceli bir yanılsama elde edilmiş. Alt tarafı tuvalet amma da abarttın deme, bir mekanın oluşturuluşunun altında yatan düşünceyi anlamak istersen ilk bakılacak yer tuvaletlerdir. Tuvaletleri özensiz olan bir mekana karşı saygım kalmıyor tabi ki Salt projesinde Han Tümertekin ekibinin yanı sıra iç mekanlar içinde farklı tasarımcılar ile çalışmışlar. Merak edenler detayları buradan okuyabilir. Eski mermer basamaklardan yukarı doğru çıkarken ara kata yerleştirdikleri sedirde bir uyusam belki burasıda benim için tasarlanmıştır hımm...

Pazar günü gittiğim için kütüphane kapalıydı. Kütüphanenin kapısını bisiklet kilidi olarak kullanılan bir zincirle kapatmış olmaları bana çok garip geldi. Acaba bu özelikle mi yapılmış diye sordum görevliye, kilit mi bulamamışlar neymiş tam bilemedi ama hem böyle bir müzenin pazar pazar kütüphanesinin kapalı olmasına içerledim hemde kapılarının böyle garip bir biçimde kapatılmış olması komik geldi, peh! Kütüphaneyi tasarlayan ekiple mi ilgili bilmiyorum ama bu durum karşısında hemen orada fikrim geldi!
Kapıyı kapatacakları kilidi hapishane kelepçesi olarak hayal ettim. Müze farklı düşüncelerin ifade edilebileceği performanslar için ilginç ve nitelikli bir yer, şu olay bile bana ilham verdi! Yaklaşan 13.İstanbul Bienali içinde böylesi güzel mekanları görmek isterim.
Son olarak her gidişimde fark ediyorum, sorularıma ve ilgime daima karşılık bulduğum müze personeli hep güler yüzlü ve mutlu görünüyorlar. Böyle bir mekanda insan mutlu olmazda ne olur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)